Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi’nin Risâlet-i Ahmediye’den (asm) bahseden On Beşinci Mertebesi


Makam münâsebetiyle buraya lâhika edilmiştir.

Sonra o dünya seyyahı, kendi aklına dedi ki: “Madem bu kâi­nâtın mevcûdâtıyla Mâlikimi ve Hâlikımı arıyorum. Elbette her şeyden evvel bu mevcûdâtın en meşhuru ve a‘dâsının tasdî­kiyle dahi en mükemmeli ve en büyük kumandanı ve en nâmdâr hâkimi ve sözce en yükseği ve akılca en parlağı ve on dört asrı, fazîletiyle ve Kur’ân’ıyla ışıklandıran Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı ziyaret etmek ve aradığımı ondan sormak için asr-ı saadete beraber gitmeliyiz” diyerek, aklıyla beraber o asra girdi. Gördü ki, o asır, hakîkaten o zât (asm) ile bir saadet-i beşeriye asrı olmuş. Çünki en bedevî ve en ümmî bir kavmi, getirdiği nûr vâsı­tasıyla kısa bir zamanda dünyaya üstâd ve hâkim eylemiş. Hem kendi aklına dedi: “Biz en evvel, bu fevkalâde zâtın (asm) bir derece kıymetini ve sözlerinin hakkāniyetini ve ihbârâtının doğruluğunu bilmeliyiz. Sonra Hâlikımızı ondan sormalıyız” diyerek, taharrîye başladı. Bulduğu hadsiz kat‘î delillerden burada yalnız dokuz küllîsine birer kısa işaret edilecek.

Birincisi: Bu zâtta (asm), hatta düşmanlarının tasdîki ile dahi, bütün güzel huyların ve hasletlerin bulunması; ve وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ ve وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰي âyetlerinin sarâhatiyle, bir parmağının işaretiyle kamer iki parça olması; ve bir avucu ile a‘dâsının ordusuna attığı az bir toprak, umum o ordunun gözlerine girmesiyle kaçmaları; ve susuz kalmış kendi ordusuna beş parmağından kevser gibi akan suyu kifâyet derecesinde içirmesi gibi, nakl-i kat‘î ile ve bir kısmı tevâtür ile yüzer mu‘­cizâtın onun elinde zâhir olmasıdır. Bu mu‘cizâttan üç yüzden ziyâde bir kısmı, On Dokuzuncu Mektub olan Mu‘cizât-ı Ahme­diye (asm) nâmındaki hârika ve kerâmetli bir risâlede kat‘î delilleriyle beraber beyân edildiğinden, onları ona havâle ederek dedi ki: “Bu kadar ahlâk-ı hasene ve kemâlât ile beraber, bu kadar mu‘cizât-ı bâhiresi bulunan bir zât (asm), elbette en doğru sözlüdür. Ahlâksızların işi olan hileye, yalana, yanlışa tenezzül etmesi kābil değil.”

İkincisi: Elinde bu kâinât sâhibinin bir fermanı bulun­du­ğu ve her asırda üç yüz milyondan ziyâde insanların kabul ve tasdîk ettikleri o fermân olan Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın, yedi vecihle hârika olmasıdır. Ve bu Kur’ân’ın kırk vecihle