Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Dördüncü Zeyil

Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı’nın İkinci Remzi


Kenzü’l-Arş’ın Birinci Nükte-i Kur’âniyesi, gayet muazzam hakāi­kin küçücük bir fihristesi olduğundan, aynen derc edildi. Şöyle ki: Bir rivâyette İsm-i A‘zam olan ism-i ( اللّٰه )’ın en mühim harfi olan baştaki elif, umum Kur’ân’da çok sırlara medâr olarak kırk bin gelmesi; ve İsmullâh’ın elifinden sonra ( لا ) sûretindeki ( لام ) ve ( الف ) on dokuz bin olan meşhur adedi göstermesi; ve İsmullâh’ın âhirinde olan ( ه ), yine mecmû‘-u Kur’ân’da on dokuz bin olarak ikisinin muvâfık gelmesi; ve yalnız ( ل ) hesâb-ı ebcedle otuz olduğuna göre, ona muvâfık olarak Kur’ân’da otuz bin gelmesi; ve yemin vaktinde İsmullâh’ın başında bulunan ( واو ), bir hesabca yirmi üç bin, diğer bir cihette yirmi bin olarak hem yâ’nın, hem mim’in, hem lâm’ın, hem he’nin on do­kuz bin adedlerine ve Kur’ân’daki yekünlerine muvâfık gelmesi; ve İsmullâh’ın başındaki elif lâm-ı ta‘rîf, yani ( ال ) yetmiş bin olup, Kur’ân kelimâtının mecmû‘-u adedi olan yetmiş bin adedine muvâfık gelmesi; hem İsmullâh’ın kasem vaktinde başında bulunan ( با ) ve ( تا ), iki kardeş gibi, ( با ) on bir bin, ( تا ) on bin olması; hem âhir-i hurûf-u hecâ ve nidâ vaktinde ( يَا اَللّٰهُ ) denildiği vakit, İsmullâh’ın başında bulunan ( يا ), yine yirmi bin dokuz yüz, bir cihette on dokuz bin küsûr olmakla hem ( لا )’nın, hem ( ها )’nin, hem ( واو )’ın adedlerine ve Kur’ân’daki on dokuz binlik yekünlerine muvâfık gelmesi; ve lafz-ı ( اللّٰه ) mecmû‘-u Kur’ân’da iki bin küsûr ve ( لا )’sı on dokuz bin ve ( ها )’si yine on dokuz bin, mecmûu kırk bin olup, baş­taki elifin kırk bin adedine muvâfık gelmesi; hem İsmullâh’ın hurûfâtından başka olan ( ج ), makam-ı ebcedîsi olan üç, Kur’ân’da üç bin gelmesi; ( ح ) hecede cimin kardeşi gibi yine üç bin gelmesi; ( دال ) ebcedde ( ج )’in kardeşi olup yine üç bin olarak birbirine muvâfık gelmesi; hem ebcedî i‘tibâriyle yüksek makamda bulunan ve fesâhatçe bir derece ağır olan ( ث، ذ، خ، غ، ض ) hem ( ص ) her biri Kur’ân’da ikişer bin gelip birbirine muvâfık gelmesi; ve sâd’ın güzel ve hafif bir şekli olan ( س ) üç dişine münâsebetdâr üç bin üç yüz otuz olup, latîf sırları îmâ edecek bir sûrette gelmesi; ve ( ط، ظ ) iki kardeş gibi, ( ظ ) ,( ط )’dan daha hafif olduğundan bin iki yüz, ( ظ ) onun kızkardeşi gibi nısıf olarak altı yüz gelmesi; ( ف ) ebcedî hesabıyla seksen olmasına göre, Kur’ân’da iki sıfır zammı ile muvâfık olarak sekiz bin gelmesi;