Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Üçüncü ZeyilYedinci Lem‘a: Sûre-i Feth’in âhirindeki âyetin yedi nevi‘ ahbâr-ı gaybiyesine dâirdir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُسَكُمْ وَ مُقَصِّر۪ينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَر۪يبًا  هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰي وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَي الدّ۪ينِ كُلِّه۪ وَ كَفٰي بِاللّٰهِ شَه۪يدًا  مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَي الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَ رِضْوَانًا س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَ مَثَلُهُمْ فِي الْأِنْج۪يلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰي عَلٰي سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَ اَجْرًا عَظ۪يمًا 

Sûre-i Feth’in bu üç âyetinin çok vücûh-u i‘câzı vardır. Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın on vücûh-u külliye-i i‘câziyesinden ihbâr-ı bilgayb vechi, şu üç âyette “yedi-sekiz” vecihle görünüyor.

Birincisi: لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا -ilâ âhirihî- feth-i Mekkeyi, vukūundan evvel kat‘iyetle haber veriyor. İki sene sonra, haber verdiği tarzda vukū‘ bulmuştur.

İkincisi: فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَر۪يبًا ifade ediyor ki: Sulh-u Hudeybiye, çendân zâhiri İslâm aleyhinde görülmüş ve Kureyşîler bir derece gālib görünmüş olduğu halde, ma‘nen Sulh-u Hudeybiye ma‘nevî büyük bir fetih hükmünde olacak. Ve sâir fütûhâta da anahtar olacak, diye ihbâr ediyor. Filhakîka Sulh-u Hudeybiye ile, çendân maddî kılıç kılıfına muvakkaten konuldu. Fakat Kur’ân-ı Hakîm’in bârika-âsâ elmas kılıcı çıktı. Kalbleri, akılları fethetti. Musâlaha münâsebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler. Mehâsin-i İslâmiyet ve envâr-ı Kur’âniye, inâd ve taassubât-ı kavmiye perdelerini yırtarak hükmünü icrâ etti. Meselâ, bir dâhiye-i harb olan Hâlid Bin Velîd ve bir dâhiye-i siyâset olan Amru'bni’l-Âs gibi mağlûbiyeti kabul etmeyen zâtlar, Sulh-u Hudeybiye ile cilvesini gösteren seyf-i Kur’ânî onları mağlûb edip, Medîne-i Münevvere’ye kemâl-i inkıyâd ile gelip İslâmiyet’e gerdendâde-i teslîm olduktan sonra Hazret-i Hâlid, bir seyfullâh şekline girdi. Ve fütûhât-ı İslâmiye’nin bir kılıcı oldu.