Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

ONDÖRDÜNCÜ ŞU‘

Afyon Mahkemesi Müdâfaâtıdır

بِسْــــــــــــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  وَ بِه۪ نَسْتَع۪ينُ On sekiz sene sükûttan sonra, mecbûriyet tahtında bu istid‘â mahkemeye ve sûreti Ankara makamâtına verilmişken, tekrar vermeye mecbûr olduğum iddiânâmeye karşı i‘tirâznâmemdir. Ma‘lûm olsun ki, Kastamonu’da üç def‘a menzilimi taharrî etmek için gelen iki müddeî-i umûmî ve iki taharrî komiserlerine ve üçüncüde polis müdürüne ve altı-yedi komiser ve polislere ve Isparta’da müd­deî-i umûmînin suâllerine ve Denizli ve Afyon Mahkemeleri’ne karşı dediğim, ayn-ı hakîkat küçük bir müdâfaanın hulâsasıdır. Şöyle ki: Onlara dedim: Ben on sekiz-yirmi senedir münzevî yaşıyo­rum. Hem Kastamonu’da sekiz senede karakol karşısında ve sâir yerlerde dahi yirmi senedir dâimâ tarassud ve nezâret altında kaç def‘alar menzilimi taharrî ettikleri halde, siyâset ile hiçbir tereşşuh, hiçbir emâre görülmedi. Eğer bir karışık hâlim olsa idi, oranın adliyesi ve zâbıtası ve hükûmeti bilmedi veyahud bildi, aldırmadı. Elbette benden ziyâde onlar mes’ûldür­ler. Eğer böyle bir hâlim yoksa, bütün dünyada kendi âhireti ile meşgul olan münzevîlere ilişilmediği halde, neden lüzûmsuz bana, vatan ve millet zararına bu derece ilişiyorsunuz? Biz Risâle-i Nûr şâkirdleri Risâle-i Nûr’u, değil dünya cereyânlarına, belki kâinâta da âlet edemeyiz. Hem Kur’ân, bizi siyâsetten şiddetle men‘ etmiş. Evet, Risâle-i Nûr’un vazîfesi ise, hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, îmânî olan hakîkatlerle, gayet kat‘î ve en mü­temerrid zındık feylesofları dahi îmâna getiren kuvvetli burhânlar ile Kur’ân’a hizmet etmektir. Onun için Risâle-i Nûr’u hiçbir şeye âlet edemeyiz. Evvelen: Kur’ân’ın elmas gibi hakîkatlerini ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyâset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymetdar hakîkatlere ihanet etmemektir.

Sâniyen: Risâle-i Nûr’un esas mesleği olan şefkat ve hak ve hakîkat ve vicdan, bizleri şiddetle siyâsetten ve idareye ilişmekten men‘ etmiş. Çünki tokada ve belâya müstehak ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir-iki dinsize mukābil, yedi-sekiz çolukçocuk, hasta, ihtiyâr ma‘sûmlar bulunur. Musibet ve belâ gelse, o bîçâreler dahi yanarlar. Bunun için neticenin de husûlü meşkûk olduğu halde, siyâset yoluyla idare ve âsâyişin zararına hayat-ı ictimâiyeye karışmaktan şiddetle men‘ edilmişiz.