Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

ONİKİNCİ ŞU‘

Denizli Mahkemesi Müdâfaanâmesidir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَ بِه۪ نَسْتَع۪ينُ وَ اِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ Isparta Mahkemesi’ne müddeî-i umûmî eliyle bir istid‘âdır.

Bundan yeni harflerle makamâta vermek için üç-dört nüsha bana lâzımdır. Kastamonu’da üç def‘a menzilimi taharrî etmek için gelen iki müd­deî-i umûmî ve iki taharrî komiserlerine ve üçüncüde gelen polis müdürüne ve altı-yedi komiser ve polislere ve Isparta Müddeî-i Umû­mîliği’nin suâllerine karşı söylediğim ve ehemmiyetli bir kısmının sûreti Kastamonu zâbıtası ve adliyesinin elinde kalan ayn-ı hakîkat küçük bir müdâfaanâmemin hulâsasıdır. Şöyle ki: Onlara dedim: Ben on sekiz-yirmi senedir münzevî yaşıyorum. Hem Kastamonu’da sekiz senedir karakol karşısında dâimâ tarassud ve nezâret altındayım. Kaç def‘alar menzilimi taharrî ettikleri halde, dünya ile ve siyâsetle hiçbir tereşşuh, hiçbir emâre görülmedi. Eğer karışık bir hâlim olsa idi, ya bu Kastamonu adliyesi ve zâbıtası ve hükûmeti bilmedi; veyahud bildi, aldırmadı. Elbette benden ziyâde onlar mes’ûldürler. Eğer yok­sa, bütün dünyada kendi âhiretiyle meşgul olan münzevîlere ilişilmediği halde, neden bana lüzûmsuz, vatan ve millet zararına bu derece ilişiyorsunuz?Biz Risâle-i Nûr şâkirdleri, Risâle-i Nûr’u, değil dünya cereyânları­na, belki kâinâta da âlet edemeyiz. Hem Kur’ân, bizi siyâsetten şiddetle men‘ etmiş. Evet, Risâle-i Nûr’un vazîfesi, hayat-ı ebediyeyi mahve­­den ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, îmânî olan hakîkatleri gayet kat‘î olarak, en mütemerrid zındık feylesofları dahi îmâna getiren Kur’ânî ve kuvvetli burhânlarla Kur’ân’a hizmet etmektir. Onun için biz, Risâle-i Nûr’u hiçbir şeye âlet edemeyiz. Evvelen: Kur’ân’ın elmas gibi hakîkatlerini, ehl-i gaflet nazarında propaganda-i siyâset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymetdar hakîkatlere hıyânet etmemektir.

Sâniyen: Risâle-i Nûr’un esas mesleği olan şefkat ve hak ve hakîkat ve vicdan, bizleri şiddetle siyâsetten ve idareye ilişmekten men‘ etmiş. Çünki, tokada ve belâya müstehak ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir-iki dinsize mukābil, yedi-sekiz