Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Sonra, kalb her zulümât arkasında ayrı bir nûru gördüğü için, seyahate iştihâsı açılıyordu. Hayâle binip semâya çıkmak istedi. O vakit gayet geniş bir perde daha açıldı; kalb semâvât âlemine girdi. Gördüm ki, o nûrânî tebessüm eden sûretinde görülen yıldızlar, küre-i arzdan daha büyük ve ondan daha sür‘atli bir sûrette birbiri içinde geziyorlar, dönüyorlar. Bir dakika birisinin yolu şaşırtılsa, başkasıyla müsâdemeÇarpışma edecek, öyle bir patlak verecek ki, kâinâtın ödü patlayıp âlemi dağıtacak. Nûr değil, ateş saçıyorlar. Bana tebessümle değil, vahşetle baktılar. Hadsiz büyük, geniş, hâlîBoş, boş, dehşet ve hayret zulümâtı içinde semâvâtı gördüm, geldiğime bin pişman oldum. Birden رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَ الْأَرْضِ وَ رَبُّ الْمَلَٓائِكَةِ وَ الرُّوحِ ’un esmâ-yı hüsnâsı وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ  وَ سَخَّرَ الشَّمْسَ وَ الْقَمَرَ burcunda cilveleriyle zuhûrMeydana çıkma ettiler. O ma‘nâ cihetiyle, karanlık üstüne çökmüş olan yıldızlar, o envâr-ı azîmeden birer lem‘aParıltı alıp, o yıldızlar adedince elektrik lâmbalarıyla yakılmış gibi o âlem-i semâvât nûrlandı. O boş, hâlîBoş tevehhümKuruntu yapma edilen semâvât dahi melâikelerle, rûhânîlerle doldu, şenlendi. Sultân-ı Ezel ve Ebed’in hadsiz ordularından bir ordusu hükmünde hareket eden güneşler ve yıldızlar, bir manevra-i ulvî yapıyorlar tarzında, o Sultan-ı Zülcelâl’inHaşmet sâhibi haşmetiniBüyüklük ve şa‘şaa-iParlaklık rubûbiyetiniTerbiye edicilik gösteriyorlar gibi gördüm. Bütün kuvvetimle ve mümkün olsaydı, bütün zerrâtımla; ve beni dinleselerdi, bütün mahlûkātın lisân­larıyla diyecektim; hem yine umum onların nâmına dedim: اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓئُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰي نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُâyetini okudum, döndüm, indim, ayıldım. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰي نُورِ الْأ۪يمَانِ وَالْقُرْاٰنِ dedim.

Na‘büdü Nüktesi

Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Birinci Kısmı’nın Altıncı Nüktesi

Bu ma‘nâyı tenvîr için, kendi başımdan geçmiş nûrlu bir hâliBoş ve hakîkatli bir hayâli söylüyorum. Şöyle ki: Bir vakit اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ’deki nûn-u mütekellim-i maal-gayrı düşündüm; ve mütekellim-i vahdeh sîgasındanKip نَعْبُدُ sîgasınaKip intikālinGeçme sebebini kalbim aradı. Birden namazdaki cemâatin fazîletiDeğer, üstünlük ve sırrı, o ‘nûn’dan inkişâfAçılma, açığa çıkma etti. Gördüm ki, namaz kıldığım o Bâyezîd Câmii’ndeki cemâate iştirâkimleOrtak olma, cemâa­tin her biri, benim bir nevi‘ şefâatçim hükmünde; ve kırâatimde izhârGösterme, ortaya çıkarma