Risale-i Nur
Eserler

sahâif-i kitâbet-i hikmet olan gece gündüzü de bir yay yapar. Her bir gününe ayrı bir şekilde bir kameri göstererek, evkātVakitlerın hesabı için takvîmcilik yaptırır. Ve yıldızların kendilerine, raksa gelen ve cezbeCoşup kendinden geçmeden raks eden melâikenin ellerinde, süslü ve şirin, parlak, nâzenîn misbâhLambalar sûretini vermek gibi, arzYeryüzüa âit çok hikmetlerini gösterir. Eğer bu vaz‘iyetler, umum mevcûdâta hük­mü ve nizâmı ve kanunu ve tedbîri müteveccihYönelik olan bir zâttan istenilmezse, o vakit umum güneşler, yıldızlar hakîkî hareket ile ve hadsiz bir sür‘atle hadsiz bir mesâfeyi her gün kat‘ etmeleri lâzım gelir. İşte vahdetBir olmate nihâyetsiz suhûlet ve kesretÇoklukte nihâyetsiz suûbet bulunduğundandır ki, ehl-i san‘at ve ticaret, kesretÇokluke bir vahdetBir olma verir. Tâ suhûlet ve kolaylık olsun. Yani şirketler teşkîlŞekillendirme, oluşturma ederler. Elhâsıl: DalâletHaktan sapma yolunda nihâyetsiz müşkilâtZorluklar var. HidâyetDoğru yolda olma ve vahdetBir olma yolunda nihâyetsiz suhûlet var.

اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid

DÖRDÜNCÜ MEKTUB

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

سَلَامُ اللّٰهِ وَ رَحْمَتُهُ وَ بَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ وَ عَلٰٓي اِخْوَانِكُمْ لَاسِيَّمَا-ilâ âhirihî- Azîz kardeşlerim, Ben şimdi Çam Dağı’nda, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde bir menzilde bulunuyorum. İnsİnsanden tevahhuşKorku ve yalnızlık duyma ve vuhûşVahşiler, yabani hayvanlar  a ünsiyetAlışıklık ettim. İnsİnsananlarla sohbet arzYeryüzüu ettiğim vakit, hayâlen sizleri yanımda bulur, bir hasbihâlKarşılıklı görüşme, halleşme ederim. Sizinle mütesellîTeselli bulan olurum. Bir mâni‘ olmazsa, bir-iki ay burada yalnız kalmak arzYeryüzüusundayım. Barla’ya dönsem, arzYeryüzüunuz vechile sizden ziyâde müştâkÇok arzulu olduğum şifâhî bir musâhebe çaresini arayacağız. Şimdi bu çam ağacında hatıra gelen “iki-üç hatırayı” yazıyorum. Birincisi: Bir parça mahremGizli bir sırdır. Fakat senden sır saklanmaz. Şöyle ki: Ehl-i hakîkatin bir kısmı nasıl ki ism-i Vedûd’Çok seven ve sevilen (Allah)a mazharNâil olandırlar. Ve a‘zamîEn büyük bir mertebede o ismin cilveleriyle, mevcûdâtın pencereleriyle Vâcibü’l-Vücûd’Varlığı zarûrî olan (Allah)a bakıyorlar. Öyle de, şu hiç-ender-hiç olan kardeşinize, yalnız hizmet-i Kur’âna