Risale-i Nur
Eserler

ONDÖRDÜNCÜ LEM‘A

“İki Makam”dır. Birinci makamı, iki suâlin cevabıdır.

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ Azîz sıddîk kardeşim Re’fet Bey! Sevr ve hût’Balıka dâir sorduğun suâlin, bazı risâlelerde cevabı vardır. O nevi‘ suâllere göre cevab, Yirmidördüncü Söz’ün Üçüncü Dalı’nda “On İki Asıl” nâmıyla on iki kāide-i mühimme beyân edilmiştir. O kaideler ehâdîs-Hadîsleri Nebeviyeye dâir muhtelif te’vîlâtYorumlamalara birer mihenktirler ve ehâdîsHadîslere gelen evhâmKuruntuları def‘ edecek mühim esaslardırlar. Maatteessüf şimdilik sünûhâtKalbe ilhâm olunan ma‘nâlartan başka ilmî mesâilMes’eleler ile iştigālMeşgul olmaime mâni‘ bazı hâller var. Onun için suâlinize göre cevab veremiyorum. Eğer sünûhât-Kalbe ilhâm olunan ma‘nâları kalbiye olsa, bilmecbûriye meşgul oluyorum. Bazı suâller, sünûhâtKalbe ilhâm olunan ma‘nâlara tevâfukBirbirine denk gelme ettiği için cevab verilir, gücenmeyiniz. Onun için herbir suâlinize lâyıkınca cevab veremiyorum. Haydi bu def‘aki suâlinize kısa bir cevab vereyim. Bu def‘aki suâlinizde diyorsunuz ki: “Hocalar diyorlar: ‘Arz, öküz ve balık üzerinde duruyor.’ Halbuki arz, muallakBoşlukta asılı duranta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne balık?”Elcevab: İbn-i Abbâs(ra) gibi zâtlara isnâdDayandırma           edilen sahîh bir rivâyet var ki, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dan sormuşlar: “Dünya ne üstündedir?” Ferman etmiş: عَلَي الثَّوْرِ وَالْحُوتِ Bir rivâyette bir def‘a, عَلَي الثَّوْرِ demiş; diğer def‘ada, عَلَي الْحُوتِ demiştir. MuhaddisHadîs âlimilerin bir kısmı, isrâîliyâtYahudilikten gelen eski hikâyelertan alınma ve eskiden beri nakledilen hurâfevârî hikâyelere, bu hadîsi tatbîk etmişler. Hususan Benî-İsrâîl âlimlerinin müslüman olanlarından bir kısmı, kütüb-ü sâbıkada sevrÖküz ve hûtBalık hakkında gördükleri hikâyeleri, hadîse tatbîk edip, hadîsin ma‘nâsını acîb bir tarza çevirmişler. Şimdilik bu suâlinize dâir gāyet mücmelÖzetlenmiş üç esas ve üç vecih söylenecek. Birinci Esas: Benî-İsrâîl ulemâsının bir kısmı müslüman olduktan sonra, eski ma‘lûmâtları dahi onlarla beraber müslüman olmuş, İslâmiyete mal olmuş. Halbuki o eski ma‘lûmâtlarında yanlışlar var. O yanlışlar, elbette onlara âittir, İslâmiyet’e âit değildir.

İkinci Esas: TeşbîhBenzetme ve temsîller, havâstan avâma geçtikçe, yani ilmin elinden cehlin eline düştükçe, mürûr-u zamanla

hakîkat telakkî edilir. Meselâ, küçüklüğümde kamer tutuldu. Ben vâlideme dedim: “Neden ay böyle oldu?” Dedi: “Yılan yutmuş.”