Risale-i Nur
Eserler

ONİKİNCİ LEM‘A

Re’fet Bey’in iki cüz’îHususî, pek az suâlinin münâsebetiyle, iki nükte-i Kur’âniyenin beyânAçıklamaına dâirdir.

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ عَلٰي اِخْوَانِكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Azîz, sıddîk kardeşim Re’fet Bey! Senin bu müsâadesiz zamanımda suâllerin, beni müşkilZor bir mevki‘de bulunduruyor. Bu def‘aki iki suâlin, çendânGerçi cüz’îHususî, pek azdir. Fakat iki nükte-i Kur’âniye ile münâsebetdâr olduklarından, hem küre-i arzYerkürea dâir suâliniz, coğrafya ve kozmoğrafyanın, yedi kat zemin ve yedi tabaka semâvâtı tenkîdlerine temas ettiğinden, bana ehemmiyetli geldi. Onun için suâlin cüz’iHususî, pek azyetine bakmayarak ilmî ve küllîUmûmî bir sûrette, iki âyet-i kerîmeye dâir iki nükte icmâlenÖzetle beyânAçıklama edilecek. Sen de cüz’îHususî, pek az suâline karşı ondan hisse alırsın.

Birinci Nükte: İki noktadır. Birinci Nokta: وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَاتَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ

ve اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ âyetlerinin sırrınca; rızık, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâl’in elindedir ve hazîne-i rahmetinden çıkar. Herbir zîhayatHayat sâhibiın rızkı, taahhüd-Üzerine almaü Rabbânîsi altında olduğundan, açlıktan ölünmemesi lâzım gelir. Halbuki zâhirenGörünüşe göre açlıktan ve rızıksızlıktan ölenler, pek çok görünüyor. Şu hakîkatin ve şu sırrın halli şudur ki: Taahhüd-Üzerine almaü Rabbânî hakîkattir. Rızıksızlık yüzünden ölenler yok­tur. Çünki o Hakîm-i Zülcelâl, zîhayatHayat sâhibiın bedenine gönderdiği rızkın bir kısmını ihtiyâtTedbîrli olma için şahmİç yağı ve içyağı sûretinde zîhayatHayat sâhibiın bedeninde iddihârBiriktirme eder. Hatta bedenin her hüceyresine gönderdiği rızkın bir kısmını, yine o hüceyrenin bir köşesinde iddihârBiriktirme eder. İstikbâlde hâriçten rızık gelmediği zaman, sarf edilmek üzere, bir ihtiyâtTedbîrli olma zahîreAzıksi hükmünde bulundurur. İşte bu iddihârBiriktirme edilmiş olan ihtiyâtTedbîrli olma-ı rızık, bitmeden evvel ölüyorlar. Demek o ölüm, rızıksızlıktan değildir. Belki sû’-i ihtiyârdan tevellüdDoğma eden bir âdet ve o sû’-i i‘tiyâddan ve o âdetin terkinden neş’etOrtaya çıkma eden bir marazHastalık ile ölüyorlar. Evet, zîhayatHayat sâhibiın bedeninde şahmİç yağı sûretinde iddihârBiriktirme edilen rızk-ı fıtrî, hadd-i vasat olarak kırk gün, mükemmelen devam eder. Hatta bir marazHastalıkın veya bir istiğrâk-Ma‘nevî sarhoşlukı rûhânî neticesinde iki kırkı geçer. Hatta bir adam, şedîdŞiddetli bir inâd yüzünden Londra hapishânesinde, yetmiş gün hiçbir şey yemeden sıhhat ve selâmetle hayatı devam ettiğini, on üç sene evvel gazeteler