Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

YİRMİDOKUZUNCU LEM‘A

Îmâna Medâr ÂlîYüce Bir TefekkürnâmeKişiyi düşünmeye sevk eden yazı, TevhîdeAllah’ı birleme Dâir Yüksek Bir Ma‘rifetnâme

Allah’ı tanımaya vesîle olan yazı class="paragraf">

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim! Bu tefekkürnâmeKişiyi düşünmeye sevk eden yazı çok ehemmiyetlidir. İmâm-ı AliYüce Radıyallâhü Anh ona bir vecihte “Âyetü’l-KübrâEn büyük delil” nâmını vermesi, tam kıymetini gösteriyor. Namaz tesbîhâtında aynelyakînGörmeye dayalı kesin bilgi derecesinde kalbe gelmiş, çok risâleleri netice vermiş, otuz senedir akıl ve fikrimin gıdası ve ilacı olmuş bir ma‘rifetnâmedirAllah’ı tanımaya vesîle olan yazı. Bunu hem Lem‘alar içinde, hem kırk elli aded müstakilKendi başına yazılsa münâsibdir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمي۪نَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ عَليٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَعي۪نَ

İfâde-i Merâm

Otuz seneden beri kalbim, aklım ile imtizâcKaynaşma edip, Kur’­ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ  لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَ الْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ  لَأٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ gibi âyetlerle emrettiği ve tefekkür mesleğine teşvîk ettiği hem تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerîfi, bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdet hükmünde olduğunu beyânAçıklama edip, tefekküre azîmBüyük teşvîkāt yaptığı cihetle, ben de otuz seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezâhürGörünme eden büyük nûrları ve uzun hakîkatleri kendime muhâfaza etmek için işaretler nev‘indenTür, çeşit bazı kelimâtı, o envâraNûrlar delâletDelil olma etmesi için değil, belki vücûdlarına işaret için ve tefekkürü teshîlKolaylaştırma ve intizâmımuhâfazaDüzen, düzgünlük için vaz‘Koyma ettim. Gāyet muhtelif Arabî ibârelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman, o kelimâtı lisânenDil ile zikirediyordum. Bu uzun zamanda ve binler def‘a tekrarımda bana ne usanç geliyordu ve ne de verdiği zevk-i rûhânî noksânlaşıyordu ve ne de onlara olan ihtiyâc-ı rûhî, zâilSon bulan oluyordu. Çünki bütün o tefekkürât, âyât-ı Kur’âniyenin lemeâtıParıltılar olduğundan, âyâtın hâssasıÖzelllik, hususiyet olan usandırmamak ve halâvetiniTatlılık muhâfaza etmek hâssasıÖzelllik, hususiyetnın bir cilvesiGörünme, o tefekkür aynasında temessülBenzer şekil ve sûrete girme, sûretlenme etmiştir.