Risale-i Nur
Eserler

Kezâlik, îmânın zıddı olan nifâkın da üç hâssası vardır. Birincisi: Zillettir. İkincisi: İfsâdâta meyletmektir. Üçüncüsü: Başkalarını tahkîr etmekle gururlanıp zevk almaktır.


Binâenaleyh, îmân, izzet-i nefsi intâc ettiği gibi, nifâk da onun aksine zilleti intâc eder. Zilleti olan, herkese karşı kendisini zelîl gösterir. Bu ise riyâdır. Riyâ ise müdâhenedir. Müdâhene dahi kizbdir. Kur’ân-ı Kerîm, şu silsileli kizbe وَ اِذَا لَقُواالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُوٓا اٰمَنَّا ile işaret etmiştir. Yani mü’minlere rast geldikleri zaman, “Biz de îmâna geldik” diyorlar. Sonra nifâk, îmânın hilâfına kalbleri ifsâd eder. Kalbin fesâdı ise, yetîmliği intâc eder. Yani bozuk olan bir kalb, kendisini sâhibsiz, mâliksiz, yetîm bilir. Bu hâletten korku neş’et eder. O korku, onu kaçıp gizlenmeye icbâr eder. Kur’ân şu hâllerine وَ اِذَا خَلَوْا ile işaret etmiştir. Yani “Kaçıp halvetlere gittikleri zaman...” Sonra nifâk, îmânın aksine, akraba ve sâireler arasındaki sıla-i rahimi kat‘ eder, keser. Bu ise şefkati izâle eder. Şefkatin zevâli ise, ifsâdâta sebeb olur. İfsâddan fitne çıkar. Fitneden hıyânet doğar. Hıyânet dahi za‘fiyeti mûcibdir. Za‘fiyet de himâye edecek bir zahîre, bir arkaya ilticâ etmeye icbâr eder. Kur’ân-ı Kerîm buna اِلٰي شَيَاط۪ينِهِمْ ile işaret etmiştir. Yani “Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himâyelerine giriyorlar.” Sonra, îmânın hilâfına, nifâkta tereddüd vardır. Yani münâfık olan kimse, kat‘î bir hüküm sâhibi değildir. Bu ise sebatsızlığı intâc eder. Bu da mesleksizliği, bu dahi emniyetsizliği tevlîd eder. Bu ise, kanunen maznûnların hergün isbât-ı vücûd etmeleri lüzûmu gibi, dâimâ şeytanlarına gidip, küfürlerini, ahidlerini tazelemelerini îcâb ettirir. Kur’ân-ı Kerîm, bu silsileye قَالُوٓا اِنَّا مَعَكُمْ ile işaret etmiştir. Yani “Bizler sizinle beraberiz” diye ahidlerini tecdîd ediyorlar. Sonra mü’minlere gidip geldiklerinden, hâsıl olan şübheyi izâle etmek için, and dilemeye mecbûr oldular. Ve îmânın hilâfına, hakîkatlere adem-i hürmet ve istihfâfta bulunarak, kıymetli şeylere ihanet