Risale-i Nur
Eserler

يُكَذِّبُونَ ’ye merbûttur. Üslûbun tağyîri ise, yani kaziye-i hamliye yerine kaziye-i şartiyenin irâdı, يُكَذِّبُونَ ile وَ اِذَا ق۪يلَ arasında birkaç cümlenin mukadder olduğuna bir emaredir. Takdîr-i kelâm, şöyle olsa gerektir: “Yalan söyledikleri zaman, fitneyi îkā‘ ediyorlar. Fitneyi îkā‘ ettikleri zaman, ifsâd ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit, kabul etmiyorlar. Fesâd yapmayın denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslaha çalışıyoruz’ diyorlar.”

Bu âyetin ihtivâ ettiği mezkûr ve gayr-i mezkûr cümleler arasındaki vech-i irtibât bir misâl ile îzâh edilecektir. Şöyle ki: Bir insan tehlikeli bir yola sülûk ettiği zaman, en evvel “Senin bu yolun seni felâkete götürüyor. Bu yoldan vazgeç” diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdîrde, şiddetle zecir ve nehyedilir. Ve aynı zamanda “Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın” diye tehdîd edildiği gibi, “Ebnâ-yı cinsine zulmetmiş olursun” diye şefkat-i cinsiyeye de da‘vet edilir.

Eğer o insan, sarhoşlar gibi inâdcı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecir ve nehiyleri müdâfaa etmekle mukābele eder. Ve “Benim mesleğim haktır. Ne senin hakk-ı i‘tirâzın var. Ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var.” diye serkeşliğe başlar.

Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır. Ve ilzâma çalışır. Diğer cihetten de “Ben ıslah edici bir insanım” diye mesleğini hak göstermeye devam eder. Ve aynı zamanda “Islah, benim hakîkî bir sıfatım olup, bil’âhire hâsıl olmuş bir sıfat değildir” diye da‘vâsını te’kîd ve te’yîd eder. Bundan sonra eğer o insan, mesleğinde ısrar ile nasihatleri kabul etmezse, anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir devâ yoktur. Yalnız onun fesâdı halka sirâyet etmemek için, mesleğinin muzır ve fenâ olduğunu i‘lân etmek lâzımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zîrâ o insan, aklını çalıştırmıyor, şuûrunu istihdâm etmiyor ki, böyle zâhir olan bir şeyi hissedebilsin. İşte bu misâldeki cümlelerin arasındaki münâsebetlere dikkat edilirse, mezkûr âyetin cümleleri arasında bulunan münâsebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fıtrî bir nizâm vardır ki, îcâz ve ihtisârından i‘câzın yüksek sesleri işitilir.