Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Dördüncüsü: Alelekser münâfıklar, ehl-i kitâbdan oldukları için, şeytânî bir zekâ sâhibleri olup, daha hilekâr, daha desîseci olurlar. İşte bu durumdaki münâfıklar hakkında itnâb, yanitatvîl-i kelâm, ayn-ı belâgattir.

Bu âyetin kelimeleri arasındaki münâsebetlere gelelim: مِنَ النَّاسِ câr ve mecrûru, ( مَنْ ) kelimesinehaber olduğu takdîrde, şöyle bir suâl vârid olur ki: Münâfıkların nâstan oldukları bedîhîdir. Bu hüküm, ma‘lûmu i‘lâm etmekten ibâret kalır.

Elcevab: Ma‘lûmdur ki, bir hüküm bedîhî olduğu zaman, o hükmün lâzımı kasdedilir. Burada kasdedilen, o hükmün lâzımı olan taaccübdür. Sanki Kur’ân-ı Azîmüşşân, zımnen, “Münâfıkların nâstanoldukları acîb bir şeydir” diyerek, halkı taaccüb etmeye da‘vet etmiştir. Zîrâ insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifâka tenezzül etmez.

Suâl: Madem ki مِنَ النَّاسِ haberdir. Ne için ( مَنْ ) üzerine takaddüm etmiştir? Elcevab: Madem ki o hükümden taaccüb kasdedil­miştir. Taaccüb-ü inşâînin şe’ni, kelâmın evvelinde bulunmaktır.

Sonra ناس ta‘bîrinden birkaç letâif çıkıyor. Birincisi: Kur’ân’ın, münâfıkların şahıslarını ta‘yîn etmeyerek, umûmî bir sıfatla onlara işaret etmesi, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın siyâsetine dahamünâsibdir. Zîrâ münâfıkların şahıslarının ta‘yîni ile kabahatleri yüzlerine vurulsa idi, mü’minler nefsin desîsesiyle vesveseye düşerlerdi. Halbuki vesvese havfa, havf riyâya, riyâ nifâka müncer olur. Ve kezâ, eğer Kur’ân onları ta‘yîni ile takbîh etse idi, “Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mütereddiddir, etbâına emniyeti yoktur” denilecekti.

Ve kezâ, bazen kötülük ifşâ edilmese, tedrîcen zâil olması ihtimâli vardır. Fakat teşhîr edildiği takdîrde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrîk eder. Fenâlığı daha fazla yapmasına bâis olur. Ve kezâ, ناس gibi umûmî bir sıfatın nifâka münâfî olması, hususî sıfatların daha ziyâde münâfî olmasına delâlet eder. Zîrâ insan mükerremdir. Bu gibi rezâleti işlemek insaniyetin şânından değildir.