Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

وَ عَلٰي اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ Bu cümle ile rü’yete, yani göze âit büyük bir ni‘met-i basariyenin küfür ile gāib olduğuna işaret edilmiştir. Zîrâ gözün nûru, nûr-u îmânla ışıklanırsa ve kavîleşirse, bütün kâinât gül ve reyhanlar ile müzeyyen bir cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinât safhalarında menkūş gül ve çiçek gibi delillerinden, burhânlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi üsâre ve şıralarından vicdanda o tatlı, îmânlı balları yapar. Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa, dünya genişliğiyle beraber bir hapishâne şekline girer. Bütün hakāik-i kevniye, nazarında gizlenir. Kâinât ondan tevahhuş eder. Kalbi ahzân ve ekdâr ile dolar.

وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ cümlesiyle, küfür şeceresinin âhirete âit zakkūm gibi semeresine işaret edilmiştir. لَا يُؤْمِنُونَ kelimesi ise, inzâr ile adem-i inzâr arasındaki müsâvâta nassederek سَوَآءٌ kelimesine te’kîddir.

خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰي قُلُوبِهِمْ وَ عَلٰي سَمْعِهِمْ وَ عَلٰٓي اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

Mukaddeme: Bu âyetin üzerinde durmak îcâb ediyor. Ehl-i İ‘tizâl, Ehl-i Cebir, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat gibi ehl-i kelâmın, şu âyet-i azîmenin altında yaptıkları muhârebe-i ilmiyelerini dinleyelim. Zîrâ bu gibi fikrî harbler, ehl-i nazarı dikkate da‘vet eder. Binâenaleyh onların bu âyette ta‘kîb ettikleri cihetleri kontrol lâzımdır.

Evet, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat’in sırât-ı müstakîm üzerine olduğunu, ötekilerin ya ifrât veya tefrîte ma‘rûz kaldıklarını isbat için, bazı münâsebetlerin zikri lâzımdır. Birincisi: Tahakkuk etmiş hakāiktendir ki, te’sîr-i hakîkî, yalnız ve yalnız Allah'ındır. Öyle ise Ehl-i İ‘tizâl'in abde verdiği te’sîr-i hakîkî, hilâf-ı hakîkattir.

İkincisi: Allah Hakîm’dir. Öyle ise sevab ve ikāb abes değildir. Ancak istihkāka göredir. Öyle ise ızdırâr ve cebir yoktur.