Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Arkadaş! Hey’et-i ictimâiyenin hayatını koruyan intizâmın en büyük şartı, insanların tabakaları aralarında boşluk kalmamalıdır. Havâs kısmı avâmdan, zengin kısmı fukarâdan hatt-ı muvâsalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvâsaleyi te’mîn eden zekât ve muâvenettir. Halbuki vücûb-u zekât ile hurmet-i ribâya mürâât etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir. Hatt-ı muvâsala kesilir. Sıla-i rahim kalmaz.

Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtirâm, itâat, muhabbet yerine ihtilâl sadâları, hased bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları yükselir. Kezâlik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsân, taltîf yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkîrler yağıyor. Maalesef tabaka-i havâsdaki meziyetler, tevâzu‘ ve terahhuma sebeb iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukarâdaki acz ve fakirlik, ihsân ve merhameti mûcib iken, esâret ve sefâleti intâc ediyor. Eğer bu söylediklerime bir şâhid istersen, âlem-i medeniyete bak, istediğin kadar şâhidler mevcûddur. Hulâsa, tabaka-i insaniye arasında musâlahanın te’mîni ve münâsebetin te’sîsi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmiyeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruâtın hey’et-i ictimâiyece yüksek bir düstûr ittihâz edilmesiyle olur.

وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْأٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَKur’ân-ı Kerîm, bu âyet gibi çok âyetlerde terkîblerin, kelâmların muhtemel bulun­dukları ihtimâllerden, vecihlerden bir ihtimâlini veya bir vechini bir emare ile ta‘yîn etmemekle, nazm-ı kelâmı mürsel ve mutlak bırakmıştır. Bu da i‘câzı intâc eden îcâza menşe’ olarak latîf bir sırdır. Şöyle ki:

Belâgat, muktezâ-yı hâle mutâbakattan ibârettir. Kur’ân’ın muhâtabları muhtelif asırlarda mütefâvit tabakalardır. Bu tabakalara mürââten muhâvere ve mükâlemeyi o asırlara teşmîl etmek üzere, çok yerlerde ta‘mîm için hazf yapıyor. Çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki, ehl-i belâgat