Risale-i Nur
Eserler

ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimâller çoğalsın. Ve her asırda her tabaka, fehimlerine göre hisselerini alsınlar.

Bu âyeti mâkabliyle nazım ve rabt eden münâsebet: Kur’ân-ı Kerîm, evvelki âyetle ta‘mîm yaptıktan sonra, bu âyetle tahsîs yapmıştır. Evet, bu âyet, ehl-i kitâbdan îmân edenleri tahsîsle şereflerini i‘lân ve îmâna gelmeyenleri îmâna teşvîk ediyor. Abdullâh ibn-i Selâm (ra) ele alınarak, diğerlerinin Abdullâh ibn-i Selâm (ra) gibi olmaları için yapılan teşvîk gibi.

Ve kezâ, Kur’ân-ı Kerîm’in bütün ümmetlere ve risâlet-i Muham­mediyenin (asm) bütün milletlere şâmil olduklarını tasrîh etmek üzere, her iki اَلَّذ۪ينَ ile مُتَّق۪ينَ ’nin her iki kısmına tansîs edilmiştir. Ve kezâ, يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ sadefinde bulunan îmânın rükünlerini beyân etmek için, icmâlden sonra tafsîle geçmiştir. Çünki bu âyet, kitaplara, kıyâmete sarâhaten; rusül ve melâikeye zımnen delâlet eder. Kur’ân-ı Azîmüşşân burada وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْاٰنِ gibi îcâzlı ifadeleri terk edip وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ ile itnâbı ihtiyâr etmiştir. Şu itnâb, bu makamı yüksek nükte ve letâifle tezyîn etmek için ihtiyâr edilmiştir.

1- Esmâ-yı mevsûle ve mübhemeden bulunan اَلَّذ۪ينَ ’nin burada hükmün medârı ve maksadın esası îmân sıfatı olduğuna; ve mevsûfu ile sâir sıfatları îmân sıfatına tâbi‘ ve altında görünmez bir durumda olduklarına işarettir.

2- Yalnız zamanların birinde sübûtu ifade eden مُؤْمِنُونَ kelimesine bedel, fiil sîgasıyla يُؤْمِنُونَ ta‘bîri, nüzûl ve zuhûr tekerrür ettikçe îmânın teceddüd ettiğine işarettir. 3- İbhâmı ifade eden ( مَا ) îmân-ı icmâlînin kâfî geldiğine; ve îmânın hadîs gibi bâtınî ve Kur’ân gibi zâhirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir. 4- اُنْزِلَ maddesi i‘tibâriyle, Kur’ân'a îmân, Kur’ân’ın Allah’dan nüzûlüne îmân demek olduğunu gösteriyor. Kezâlik, Allah’a îmân, Allah’ın vücûduna îmân; âhirete îmân, âhiretin gelmesine îmân demektir.