Risale-i Nur
Eserler

Üçüncü Nükte: Türkçe'ye tercümesi, Arabca'daki cezâlet ve belâgat ve hârika kıymetini muhâfaza edememiş, bazen de muhtasar gitmiş. Onun için münâfıklar hakkındaki uzun tafsîlâtın bir kısmını neşir etmemeyi niyet ettim. Fakat Kur’ân’a âit olması cihetiyle, Kur’ân’a âit bir zerrenin de kıymeti büyüktür. Belki bazılarına da fâidesi vardır. İnşâallâh Arabî tefsîr, bu tercümenin âhirinde bir mâni‘ olmazsa neşredilecek. Tercümedeki noksânlarını izâle edecek. Fakat Arabî tefsîrde tevâfukun envâından çok hârikalar vardır. Beşer ihtiyârı karışmamıştır. Onun için, o matbûun aynı tarzında imkânı varsa, mümkün olduğu kadar çalışmak lâzımdır ki, alâmet-i makbûliyet olan o hârikalar gāib olmasın. Saîdü’n-Nûrsî

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Kırk sene evvel, harb-i umûmîde, cebhede, avcı hattında, bazen at üstünde te’lîf edilen bu İşârâtü’l-İ‘câz tefsîrinin bir kısmını, Üstâdımızdan ders aldık. İlm-i belâgati ve kavâid-i Arabiyeyi bilmediğimiz halde, aldığımız ders ile bundaki bir sırr-ı azîmi fehmettik ki, bu İşârâtü’l-İ‘câz tefsîrihakîkaten hârikadır. Bu tefsîr, Kur’ân’ın vücûh-u i‘câzından yalnız nazmındaki i‘câzı hârika bir tarzda göstermesi münâsebetiyle “Dört Nokta”yı beyân ediyoruz.

Birincisi: Madem Kur’ân kelâmullâhtır, umum asırlar üzerinde ve arkasında oturan muhtelif tabaka tabaka olarak dizilmiş bütün nev‘-i beşere hitâb ediyor, ders veriyor. Hem bu kâinâtın Hâlik-ı Zülcelâl’inin kelâmı olarak rubûbiyetin en yüksek mertebesinden çıkıp, bu binlerle muhtelif tabaka muhâtablarla konuşuyor. Umumunun bütün suâllerine ve ihtiyaçlarına cevab veriyor. Elbette ma‘nâları küllî ve umûmîdir. Beşer kelâmı gibi mahsûs bir zamana, muayyen bir tâifeye ve cüz’î bir ma‘nâya inhisâr etmiyor. Bütün cin ve insin binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukūl ve kulûb ve ervâhının her birisine lâyık gıdaları veriyor, dağıtıyor.