Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

سَبْعَ ta‘bîri, semâvât tabakalarının kesretine işarettir. Ve bu tabakaların teşekkülât-ı arziyenin edvâr-ı seb‘asıyla sıfât-ı seb‘aya münâsebetdâr olduğuna îmâdır.

سَمٰوَاتٍ Bu semâların bir kısmı seyyârât balıklarına denizdir. Bir kısmı da sâbit yıldızlara mezraadır. Bir kısmı da semâ çiçekleri hükmünde olan derârî yıldızlara bahçe ve bostandır. وَ هُوَ بِكُلِّ شَئٍ عَل۪يمٌ Bu ( و ) atıf içindir. Halbuki burada atfın tarafeyni arasında münâsebet yoktur. Öyle ise, bu münâsebeti bulmak için takdîre ihtiyaç vardır. Şöyle ki: وَهُوَ عَلَي كُلِّ شَئٍ قَد۪يرٌ Öyle ise bu büyük ecrâmın Hâlik’ı odur. وَهُوَ بِكُلِّ شَئٍ عَل۪يمٌ Öyle ise, o ecrâmdaki san‘atı tanzîm ve tahkîm eden odur.

İlsâkı ifade eden بِكُلِّ kelimesindeki ( ب ) ilmin ma‘lûmdan infikâk ve infisâlinin mümkün olmadığına işarettir. كُلِّ ta‘mîmi ifade eden bir edâttır. Burada كُلِّ kelimesinin ifade ettiği ta‘mîmden hiçbir şeyin, hiçbir ferdin tahsîsi ve dâire-i şumûlünden ihracı yoktur. Bu i‘tibârla, مَا مِنْ عَامٍ اِلَّا وَقَدْ خُصَّ مِنهُ الْبَعْضُ olan kāide-i külliyeyi tahsîs ediyor. Çünki kendisi bu kaidenin şumûlünden hâriç kalmıştır.

شَئٍ Bu kelime vâcib, mümkün, mümtenia şâmildir. عَل۪يمٌ Yani zâtı ile ilim arasında zarûrî, lüzûmî bir sübût vardır.

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Yani “Düşün o zamanı ki, Rabbin melâikeye hitâben: ‘Ben yerde bir halîfeyi yaratacağım' dedi. Melâikeler de: ‘Yerde fesâd yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın? Halbuki bizler hamdin ile seni tesbîh ve takdîs ediyoruz' dediler. Rabbin de: ‘Sizin bilmediğinizi ben biliyorum' diye onlara cevab verdi.” Ey arkadaş! Melâikenin vücûdunu tasdîk ve kabul etmek, îmânın rükünlerinden biridir. Birkaç makamda bu rüknü isbat ve îzâh edeceğiz.