Risale-i Nur
Eserler

Birinci Makam: Arzın, ecrâm-ı ulviyeye nisbeten pek küçük ve süflî olduğu halde, canlı mahlûkātla dolu olduğunu gören ve âlemin nizâm ve intizâmına dikkat eden insan, ecrâm-ı ulviyenin ve o yüksek burçların da hayatdâr sâkinleri olduğuna kat‘î bir şekilde hükmeder. Evet, o ecrâm-ı ulviyede ve o yüksek burçlarda melâi­kenin vücûdunu kabul etmeyen adamın meseli, öyle bir adamın meseline benzer ki, o adam büyük bir şehre gider. Şehrin bir kenarında pek küçük bir binaya rast gelir. Bakar ki, o küçük bina insanlarla doludur. Arsalarına bakar, canlı mahlûkāt ile dolu. Gıdalarına bakar, nebâtât gibi, balık vesâire gibi hayata lâzım olan şartlar yerindedir. Sonra bakar ki, pek uzakta milyonlarla apartmanlar, köşkler var. Aralarında uzun uzun meydanlar, tenezzühgâhlar var. Fakat o küçük binadaki insanların hayat şartları o büyük binalarda bulunmadığından, o yüksek, müzeyyen sarayları, sâkinlerden boş, hâlî olduğunu i‘tikād eder.

Melâikenin vücûdunu tasdîk eden adamın meseli ise, şöyle bir şahsın meseli gibidir ki, o küçük hânenin insanlarla dolu olduğunu görür görmez, o yüksek kasırların da hayat yeri olduğuna veonlarda da onlara münâsib sâkinler bulunduğuna hükmeder. Ve “O yüksek kasırlara mahsûs ve münâsib hayat şartları vardır. Fakat oraların sâkinleri pek uzak olduklarından, görünmemeleri yok olduklarına delâlet etmez” der.

Binâenaleyh, arzın zevilhayat ile dolu olmasından kat‘iyetle anlaşılıyor ki, bu geniş boşlukta durmakta olan semâlarda, yıldızlarda, burçlarda ve çok kısımlara münkasım ve müştemil olan semâvâtta, şerîatın melâike ile tesmiye ettiği zîhayatlar pek çoklukla mevcûddur.

İkinci Makam: Bundan evvel isbat ve îzâh edildiği gibi, hayat mevcûdâtın keşşâfıdır. Belki mevcûdâtın neticesidir. Binâenaleyh şu geniş fezânın sâkinlerden ve şu yüksek semâvâtın şenliklerden hâlî kalmasına imkân yoktur. Evet, bütün ukalâ, akıl ve nakil ve ma‘nevî bir icmâ‘ ve ittifâkla melâikenin ma‘nâ ve hakîkatlerine hükmetmişlerdir. Yalnız ta‘bîrleri çeşit çeşittir.