Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

عَلَيْهِمْ ’deki ( عَلٰي ) Enbiyâ'ya yükletilen risâlet ve teklîf yükünün pek ağır olduğuna; ve sahrâları fâidelendirmek için yağmur, kar ve fırtınaların şedâidine ma‘rûz kalan yüksek dağlar gibi, peygamberlerin de ümmetlerini feyizlen­dirmek için risâlet zahmetlerine ma‘rûz kaldıklarına işarettir.

İhtâr: Başka bir sûrede zikredilen فَاُولٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَ الصِّدّ۪يق۪ينَ وَ الشُّهَدَٓاءِ وَ الصَّالِح۪ينَ olan âyet-i kerîme, buradaki اَلَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ âyet-i celîlesini beyân eder. Zaten Kur’ân’ın bir kısmı, bir kısmını tefsîr eder.

Suâl: Peygamberlerin meslekleri birbirine uymadığı gibi, ibâdetleri de birbirine muhâliftir. Bunun esbâbı nedir? Elcevâb: İ‘tikād ve amelde, usûl ve ahkâm-ı esâsiyede peygamberlerin hepsi dâimdirler, sâbittirler, müttehiddirler. İhtilâf ve tefâvütleri ancak fürûâttadır. Zaten zamanların tebeddülüyle fürûâtın da tebeddül ve tagayyürü tabiî bir şeydir.

Evet, mevâsim-i erbaada tedâvi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle uğrar. Meselâ, kışın giyilen kalın elbise, yazın tebeddüle uğrar. Veya kışın güzel te’sîri olan bir ilacın yazın fenâ te’sîri olur, kullanılmaz. Kezâlik, kalb ve ruhların gıdası olan ahkâm-ı dîniyenin fürûâtı da, ömr-ü beşerin devreleri i‘tibâriyle tebeddüle uğrar.

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ Havf ve firar makamı olan şu sıfatın mâkablindeki makamlar ile münâsebâtı ise, bu makamın hayret ve dehşet nazarıyla Celâl ve Cemâl ile muttasıf olan makam-ı rubûbiyete baktırması; ve ilticâ ve dehâlet nazarıyla نَعْبُدُ ’deki makam-ı ubûdiyete baktırması; ve acz nazarıyla نَسْتَع۪ينُ ’deki tevekkül makamına baktırması; ve teselli nazarıyla refîk-i dâimî olan makam-ı recâya baktırmasıdır. Çünki korkunç bir şeyi gören adam, korku ve hayret içinde kalır. Sonra firar etmeye meyleder. Âciz olduğu takdîrde tevekkül eder, sonra teselli yollarını arar.