Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Bu i‘tibârla, şerîat-ı fıtriye-i kübrâya tâbi‘ olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.

Bu cümlenin mâkabliyle vech-i nazmı, ( نَعْبُدُ )’nün ( اَلْحَمْدُ )'ye tefsîr ve beyanı olmakla مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِ de bir netice ve bir lâzım olmasıdır.

İhtâr: ( اِيَّاكَ )’nin takdîmi, ihlâsı vikāye etmek içindir. Ve zamîr-i hitâb da, ibâdetin sebeb ve illetine işarettir. Çünki hitâba incirâr eden, geçen sıfatla muttasıf olan zât, elbetteibâdete müstehaktır.

,de müstetir zamir( نَسْتَع۪ينُ ) اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ( نَعْبُدُ )’nün fâili gibi, o üç cemâatten her birine râci‘dir. Yani “Bizim vücûdumuzun zerrâtı veya ehl-i tevhîd cemâati veyahud kâinât mevcûdâtı, bütün hâcât ve mak­sadlarımıza, bilhassa en ehemm olan ibâdetimize senden iâne ve tevfîk istiyoruz.”

( اِيَّاكَ ) kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin birincisi, hitâb ve huzurdaki lezzetin artırılmasına; ikincisi, ayan makamının burhân makamından daha yüksek olduğuna; üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimâli olmadığına; dördüncüsü, ibâdetle istiânenin ayrı ve müstakil maksadlar olduklarına işarettir. Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münâsebet, ücretle hizmet arasındaki münâsebettir. Zîrâ ibâdet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İâne de, o hizmete karşı bir ücret gibidir. Veya mukaddeme ile maksûd arasındaki alâkadır. Çünki iâne ve tevfîk, ibâdete mukaddemedir. ( اِيَّاكَ ) kelimesinin takdîminden doğan hasr, abdin Cenâb-ı Hakk’a karşı yaptığı ibâdet ve hizmetle, vesâit ve esbâba olan tezellülden kurtuluşuna işarettir. Lâkin esbâbı tamamen ihmâl ve terk etmek iyi değildir. Çünki o zaman, Cenâb-ı Hakk’ın hikmet ve meşîetiyle kâinâtta vaz‘ edilen nizâma karşı bir temerrüd çıkar. Evet, dâire-i esbâbda iken tevekkül etmek, bir nevi‘ tenbellik ve atâlettir.