Risale-i Nur
Eserler

hem mu‘cizeleriyle, hem sâir ahvâlleriyle, hem lisân-ı hâlleriyle, hem lisân-ı kālleriyle nev‘-i beşerin sinni kemâle geldiğinde, ‘Üstadü’l-Beşer' ünva­nını taşıyan Hazret-i Muham­med Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sıdk-ı nübüvvetine i‘lân-ı şehâdet etmişlerdir. Ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm da, bütün mu‘cizeleriyle nûrlu bir burhân olarakSâni‘in vücûd ve vahdetini âleme i‘lân etmiştir.

İkinci Mes’ele: O zâtın (asm) evvel ve âhir bütün ahvâl ve harekâtı nazar-ı dikkatten geçirilirse, her bir hareketi, her birhâli hârikulâde değilse de, onun sıdkına delâlet eder. Ezcümle ‘gār' mes’elesinde, Ebû Bekri’s-Sıddîk (ra) ile beraber halâs ve kurtuluş ümidi tamamıyla kesildiği bir anda, لَا تَخَفْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا “Korkma, Allah bizimle beraberdir” diye Ebû Bekri’s-Sıddîk’a (ra) verdiği teselli, hem tavk-ı beşer fevkınde bir ciddiyetle ve bir metânetle ve bir şecâatle, hem havfsız ve tereddüdsüz gösterdiği vaz‘iyet, elbette sıdkının ve nokta-i istinâdı olan Hâlik’ına i‘timâdının güneş gibi parlak bir burhânıdır. Kezâlik, saadet-i dâreyn için te’sîs ettiği esaslarda isâbet etmiş olduğu ve izhâr ettiği kavâidin hakîkatle muttasıl ve hakkāniyetle yapışık olduğu, bütün âlemce mazhar-ı kabûl ve tasdîk olmuş ve olmaktadır. İhtâr: O zâtın (asm) ahvâl ve harekâtı birer birer, yani tek tek onun (asm) sıdkını ve hakkāniyetini gösterirse, hey’et-i mecmûası onun sıdk-ı nübüvvetine öyle kuvvetli bir delil olur ki, şeytanları bile tasdîke mecbûr eder. Üçüncü Mes’ele: O zâtın sıdk-ı nübüvvetini yazıp tasdîk eden birkaç sahîfe vardır. Şimdi o sahîfeleri okuyacağız. Birinci Sahîfe: O Hazret'in (asm) zâtıdır. Fakat bu sahîfeyi mütâlaa etmeden evvel dört nükteye dikkat etmek lâzımdır. Birinci Nükte: لَيْسَ الْكُحْلُ كَالتَّكَحُّلِ Yani, fıtrî karagözlülük, sun‘î ve yapma olan karagözlülük gibi değildir. Yani, yapma ve sun‘î olan bir şey ne kadar güzel ve ne kadar kâmil olursa olsun,