Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Evet, aklî şeylerden fazla, temsîller ile hayâlî şeyleri kabule, hayâl daha yakındır. Ve kezâ, akla muhâlif olan ve hem gayr-i me’lûf bulunan bir şeyin, me’nûs bir şekilde gösterilmesiyle hayâl çabuk kabul eder. Ve kezâ, gāib bir şeyi hazır göstermekle, akıl ile his arasında mutâbakat hâsıl olur, his de kabul eder. Hulâsa, münâfıkların kötülüğü şu temsîl ile akla tasdîk ettirildiği gibi; hayâle, vehme, hisse de kabul ettirilmesi te’mîn edilmiştir. Ve eydan, münâfıkların ayrı ayrı cinâyetleri ve muhtelif sıfatları arasında hakîkî bir irtibâtın bulunması, şu temsîl ile gösterilmiştir. Ve eydan, münâfıkların muâmelelerini hayâlin gözü önüne şu temsîl ile getirmekten maksad, lisânın söyleyemediği ince cihetleri bizzât hayâl bakıp görsün ve alsın ki, bir i‘tirâz kalmasın. Sonra bu temsîlin cümlelerinin meâli, hey’et-i mecmûasıyla münâfıkların hikâyelerinin meâline muvâfık geldiği gibi, ayrı ayrı da hikâyelerinin cümlelerine uygun gelir. Evet, münâfıkların hikâyesi böyledir. Zâhiren îmâna gelmişlerdir. Sonra kalben küfür ve inkâr etmişlerdir. Sonra hayret ve tereddüd içinde kalmışlardır. Sonra hakkı taleb etmemişlerdir. Sonra o dalâletten rücûa kādir olmamışlardır ki, hakkı arasınlar.

Temsîlin meâli ise: Evvelâ ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhâfaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kal­mışlardır. Sonra her şey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses, sadâ olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, a‘mâ gibi olmuşlardır. Bir muhâtab veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücûa kādir olmadıklarından, sanki ruhsuz heykel kesilmişlerdir. İşte temsîldeki cümleler ile hikâyedeki cümleler arasında muvâfakat tamamen tebâruz etmekle, aralarında bir muhâlefet kalmadığı tebeyyün etti. İhtâr: Temsîldeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebât ve fitnelerine işarettir. Suâl: Temsîlde nûrdan bahsedilmiştir. Münâfıkların nûru nerede? Elcevab: Kendisinde nûr olmayan bir insan, muhîtinde bulunan nûrdan istifâde eder. Muhîtinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev‘inde, nev‘inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya