Risale-i Nur
Eserler

Bu âyetin mâkabliyle cihet-i irtibâtına gelince: Bu âyet, geçen tafsîllere bir fezleke, bir hulâsadır. Ve o tafsîlleri yüksek ve müessir bir üslûb ile tasvîr etmiştir. Lâkin muhâtablarının saff-ı evvelinde ve tabaka-i ûlâsındakiler kışın Yemen cihetine, yazın da Şam cihetlerine giderek yaptıkları ticaretin kâr ve zararını, lezzet ve elemini gördüklerinden, tasvîr için ticaret üslûbu intihâb edilmiştir. Şöyle ki: Nev‘-i beşerin dünyaya gönderilmesi, dâimî bir tavattun için değildir. Ancak sermayeleri olan isti‘dâd ve kābiliyetlerini tenmiye ve inkişâf ettirmek üzere ticaret için gelmişlerdir. Fakat münâfıklar, bu ticaretlerinde sermayelerini batırıp âleme rezîl oldular.

Sonra bu âyetin cümleleri arasında cihet-i nazım ve intizâm ise: Bu âyetin cümleleri arasında ticaret üslûblarındaki tertîbler gibi, gayet fıtrî, selîs ve muntazam bir tertîb vardır. Şöyle ki: Bir tüccara yüksek bir sermaye verilir. O da, o sermaye ile zararlı ve zehirli şeyleri alır satarsa, o tüccar, alışverişinin sonunda ne bir fâide görür ve ne de bir kâr görür. Bil’akis hasâret içinde boğulmakla beraber, kaçmak için yolu da kaybeder. İşte münâfıkların yaptıkları muâmele de, aynen buna benziyor.

Sonra mezkûr âyetteki cümlelerin hey’etleri ise: اُولٰٓئِكَ kelimesi, uzaklarda bulunan şeyleri ihzâr ederek mahsûs ve meşhûd olarak göstermek için kullanılan bir işaret âletidir.

Suâl: Münâfıkların اُولٰٓئِكَ ile ihzârlarında ne fâide vardır? Elcevab: Onların mezkûr cinâyetlerini işiten sâmiin kalbinde hâsıl olan nefret ve adâvet, öyle bir dereceye bâliğ olmuş ki, onları gözüyle göreceği ve yüzlerine tüküreceği gelir ki, yüzlerine tükürmekle kalbi rahat olsun. İşte bunun için onlar اُولٰٓئِكَ dürbünü ile ihzâr edilmiştir ki, sâmi‘ yüzlerine tükürsün.

Suâl: Münâfıkların mahsûs ve meşhûd olmadıkları halde, اُولٰٓئِكَ ile mahsûs olarak gösterilmeleri ne suretle olur? Ve ne gibi bir fâidesi vardır?