Risale-i Nur
Eserler

“Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultân-ı Ezelî’nin kudretiyle, yokluk karanlıklarından varlık ve ziyâ âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultân-ı Ezelî, bütün mevcûdâtı içinde biz insanları seçmiş ve emânet-i kübrâyı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını te’mîn etmekle, re’sülmâlımız olan isti‘dâdlarımızı nemâlandırmaktır. Bundan sonra şu azîm insan kervanına Sultân-ı Ezelî’den risâlet vazîfesiyle gelip riyâset eden benim. İşte o Sultân-ı Ezelî’nin risâlet beratı olarak bana verdiği Kur’ân-ı Azîmüşşân elimdedir. Şübhen varsa al, oku!”

Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın verdiği şu cevablar, Kur’ân’dan muktebes ve Kur’ân lisânıyla söylendiğinden, Kur’ân’ın anâsır-ı esâsiyesininşu dört maksadda temerküz ettiği anlaşılıyor.

Suâl: Şu makāsıd-ı erbaa Kur’ân’ın hangi âyetlerinde bulunuyor? Elcevâb: O anâsır-ı erbaa, Kur’ân’ın hey’et-i mecmûasında bulunduğu gibi; Kur’ân’ın sûrelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hatta kelimelerinde bile sarâhaten veya işareten veya remzen bulunmaktadırlar. Çünki Kur’ân’ın küllü, cüz’lerinde göründüğü gibi; Kur’ân’ın cüz’leri de Kur’ân’ın küllüne aynadırlar. Bunun içindir ki Kur’ân, “Müşahhas olduğu halde, efrad sâhibi olan küllî” gibi ta‘rîf edilir. Suâl: بِسْمِ اللّٰهِ ve اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ gibi âyetlerde makāsıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?Elcevâb: Evet, ( قُلْ ) kelimesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde mezkûrdur. Veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadderolan ( قُلْ ) kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللّٰهِ ’dan evvel ( قُلْ ) kelimesi mukadderdir. Yani, “Yâ Muhammed (asm)! Bu cümleyi insanlara söyle ve ta‘lîm et.” Demek besmelede İlâhî ve zımnî bir emir var. Binâenaleyh şu mukadder olan ( قُلْ ) emri, risâlet ve nübüvvete işarettir. Çünki resûl olmasa idi, teblîğ ve ta‘lîme me’mur olmazdı. Kezâlik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdîmi, tevhîdeîmâdır. Ve kezâ, اَلرَّحْمٰنِ nizâm ve adâlete, اَلرَّح۪يمِ de haşre delâlet eder.