Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Madem hakîkat-i hâl budur. Biz mahbûslar, bu hapis musibe­tin­den intikamımızı tam almak için, o mübârek ikinci hey’etin hediyelerini kabul etmeliyiz. Yani nasıl ki bir dakika intikam lezzeti ve birkaç dakika veya bir iki saat sefâhet lezzetleriyle, bu musibet bizi on beş sene veya on sene veya iki-üç sene bu hapse soktu. Dünyamızı bize zindan eyledi. Biz dahi bu musibetin rağmine ve inâdına, bir-iki saat müddet-i hapsi bir-iki gün ibâdete; ve iki-üç sene cezâmızı, mübârek kafilenin hediyeleriyle yirmi-otuz sene bâkî bir ömre; ve on veya yirmi sene hapiste cezâmızı, milyonlar sene cehennem hapsinden affımıza vesîle edip, fânî dünyamızın ağla­masına mukābil, bâkî hayatımızı güldürerek bu musibetten tam intikamımızı almalıyız. Hapishâneyi terbiyehâne gösterip, vatanı­mıza ve milletimize birer terbiyeli, emniyetli, menfaatli adam olmaya çalışmalıyız. Ve hapishâne me’murları ve müdürleri ve mü­debbirleri dahi, cânî ve eşkiyâ ve serseri ve kātil ve sefâhetçi ve vatana muzır zannettikleri adamları, bir mübârek dershânede çalışan talebeler görsünler. Ve müftehirâne Allah’a şükretsinler.

Üçüncü Mes’ele

Gençlik Rehberi’nde îzâhı bulunan ibretli bir hâdisenin hulâsası şudur: Bir zaman Eskişehir hapishânesinin penceresinde, bir cumhuriyet bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden ma‘nevî bir sinema ile elli sene sonraki vaz‘iyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli, altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azab çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında, çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhâfaza etmediğinden, sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar, kat‘î müşâhede ettim. Onların o acınacak hâllerine ağladım. Hapishânedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: “Şimdi beni kendi hâlime bırakınız, gidiniz.”