Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

Yirmi Sekizinci Mektub’un Beşinci Mes’ele’si

Şükür Risâlesi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  وَ اِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân tekrar ile اَفَلَا يَشْكُرُونَ  اَفَلَا يَشْكُرُونَ  وَسَنَجْزِي الشَّاكِر۪ينَ  لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ  بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَ كُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ gibi âyetlerle gösteriyor ki, Hâlik-ı Rahmân, ibâdından istediği en mühim iş şükürdür. Furkān-ı Hakîm’de gayet ehem­miyetle şükre da‘vet eder. Ve şükür etmemekliği, ni‘metleri tekzîb ve inkâr suretinde gösterip فَبِاَيِّ اٰلآَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ fermanıyla, Sûre-i Rahmân’da şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir def‘a şu âyetle tehdîd ediyor. Şükürsüzlüğü bir tekzîb ve inkâr olduğunu gösteriyor.

Evet, Kur’ân-ı Hakîm, nasıl ki şükrü netice-i hilkat gösteriyor. Öyle de, Kur’ân-ı kebîr olan şu kâinât dahi gösteriyor ki, netice-i hilkat-i âlemin en mühimmi şükürdür. Çünki kâinâta dikkat edilse görünüyor ki, kâinâtın teşkîlatı şükrü intâc edecek bir surette, her bir şey bir derece şükre bakıyor. Ve ona müteveccih oluyor. Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi şükürdür. Ve şu kâinât fabrikasının çıkardığı mahsûlâtın en a‘lâsı şükürdür.

Çünki hilkat-i âlemde görüyoruz ki, mevcûdât-ı âlem bir dâire tarzında teşkîl edilip, içinde nokta-i merkeziye olarak hayat halk edilmiş. Bütün mevcûdât hayata bakar. Hayata hizmet eder. Hayatın levâzımâtını yetiştirir. Demek kâinâtı halk eden zât, ondan o hayatı intihâb ediyor.

Sonra görüyoruz ki, zîhayat âlemlerini bir dâire suretinde îcâd edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor. Âdetâ zîhayatlardan maksûd olan gayeler, onda temerküz ediyor. Bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp, ona hizmetkâr ve musahhar ediyor. Onu onlara hâkim ediyor. Demek Hâlik-ı Zülcelâl, zîhayatlar içinde insanı intihâb ediyor. Âlemde onu irâde ve ihtiyâr ediyor.