Yükleniyor...
Risale-i Nur
Eserler

On Birinci Huccet-i Îmâniye

Yirmi İkinci Söz’ün Birinci Makamı

Hikâye-i Temsîliyesi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  وَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ

لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ  وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Bir zaman iki adam bir havuzda yıkandılar. Fevkalâde bir te’sîr altında kendilerinden geçtiler. Gözlerini açtıkları vakit gördüler ki, acîb bir âleme götürülmüşler. Öyle bir âlem ki, kemâl-i intizâmından bir memleket hükmünde, belki bir şehir hükmünde, belki bir saray hükmündedir. Ke­mâl-i hayretlerinden etraflarına baktılar, gördüler ki, bir cihette bakılsa azîm bir âlem görünüyor. Bir cihette bakılsa muntazam bir memleket, bir cihette bakılsa mükemmel bir şehir, diğer bir cihette bakılsa gayet muhteşem bir âlemi içine almış bir saraydır. Şu acâib âlemde gezerek seyerân ettiler. Gördüler ki, bir kısım mahlûklar var. Bir tarz ile konuşuyorlar. Fakat bunlar onların dillerini bilmiyorlar, yalnız işaretlerinden anlaşılıyor ki, mühim işler görüyorlar. Ve ehemmiyetli vazîfeler yapıyorlar. O iki adamdan birisi arkadaşına dedi ki: Şu acîb âlemin elbette bir müdebbiri ve şu muntazam memleketin bir mâliki, şu mükemmel şehrin bir sâhibi, şu musanna‘ sarayın bir ustası vardır. Biz çalışmalıyız, onu tanımalıyız. Çünki anlaşılıyor ki, bizi buraya getiren odur. Onu tanımazsak, kim bize meded verecek? Dillerini bilmediğimiz ve onlar bizi dinlemedikleri şu âciz mahlûklardan ne bekleyebi­liriz? Hem koca bir âlemi bir memleket suretinde, bir şehir tarzında, bir saray şeklinde yapan ve baştan başa hârika şeylerle dolduran ve müzeyyenâtın envâıyla tezyîn eden ve ibretnümâ mu‘cizelerle donatan bir zât, elbette bizden ve buraya gelenlerden bir istediği vardır. Onu tanımalıyız. Hem ne istediğini bilmekliğimiz lâzımdır.

Öteki adam dedi: İnanmam, böyle bahsettiğin gibi bir zât bulunsun. Ve bütün bu âlemi tek başıyla idare etsin.